Geri Bildirim

Toplum ve Gelenek
Orhan TEK

Sesli Dinle


Geleneklerin toplum hayatını yönlendirmede önemli bir rolü vardır. İnsan dünyaya geldiğinde akıl, irade ve hissiyat yönünden gelenek karşısında her türlü tesire açıktır. Hayatının ilerleyen yıllarında hakikati araştıran aydınlık bir zihnî donanıma sahip ol(a)mayan ve gördüğü her şeyin kör taklitçisi olan kişilerin gelenekler karşısındaki edilgenliği bir ömür devam eder. Hurafelerin ve bâtıl inançların yüzlerce yıldır yaşamasını mümkün kılan, toplumdaki zihnî körlüktür. Ancak kişi, hakikati araştıran bir zihin yapısına sahip olursa, Hz. İbrahim'in (as) yanlış gelenekleri kabul etmemesine benzer şekilde, onlar karşısında İbrahimî bir duruş sergiler.

İnsan şahsiyetine doğrudan tesir eden ve insanlar arasındaki münasebetleri şekillendiren gelenek ve görenek nedir? Gelenek, önceki nesillerden içtimaî miras yoluyla devralınan ve toplum hayatını şekillendirme kudretine sahip, yazılı olmayan kaideler bütünüdür. Gelenek için ne tamamen iyidir ne de tamamen kötüdür denebilir. Geleneğin iyi olanı da vardır kötü olanı da. Geleneği tamamen dinî olmayan kaideler bütünü veya dine karşı beşerin ürettiği alternatif değer hükümleri gibi anlamak yanlıştır. Geleneğin dinî olan kısmı da vardır. Ancak bunlardan aslını koruyanlar makbul, mahiyet değiştirenler ise bidat olarak anılır.

Gelenek, örf, âdetlerin iyi olmak gibi bir mecburiyeti yoktur. Meselâ evlilik kurumu âlemşümul bir örftür. Hz. Âdem'den bugüne evlilik müessesesi her toplumda var olmuştur. Evliliğin, evlenecek kimselerin hür iradeleri ile ve toplumun genel ahlâk kurallarına uygun yapılması iyi bir âdettir; berdel veya beşik kertmesi denen usuller ise kötü âdettir. Yine bunun gibi toplumlarda inanca bağlı bazı gelenekler ortaya çıkmıştır. Fakat insanın fıtratına Yaratıcı tarafından nakşedilen inanma hissinin zamanla putlara, ölülere veya akılsız ve şuursuz tabiata tazim şekline dönüşmesi kötü geleneğe örnektir. Dinlerin gayelerinden biri de, toplumu kötü âdetlerin tesirinden kurtararak, insanın mânevî tekâmülüne yardımcı olan geleneklerin yaşamasını sağlamaktır. Dua, bütün dinlerin tavsiye ve teşvik ettiği bir ibadet şeklidir. Bununla beraber Allah'ı bırakıp başka varlıklardan yardım dilenmek kötü bir âdettir.

Falcılık ve büyücülük gibi dinin aslında olmadığı hâlde sonradan dinî bir hüviyeti varmış gibi görünen çok sayıda hurafe ve bâtıl inanç yaygınlaşarak toplum içinde gelenek hâlini almıştır. Bu bâtıl inançları, ibadet kastı ile yapmak, onlardan sevap ummak bidattir, hurafedir.

Hurafelerin Halk Arasında Yaşamasının Bazı Sebepleri
Önceki kültürlerin tesiri: İnanma, insanın fıtratında mevcut bir ihtiyaçtır. Kişinin bu ihtiyacı bastırıldığında veya kişi sözkonusu ihtiyacını doğru bir dinin kalıpları içinde yaşayamadığında ortaya çıkan eksiklik farklı şekillerde telâfi edilmektedir. Atalarımız İslâmiyet'i seçtiklerinde, eski dinî inanışlarında var olan bazı motifleri İslâm'ın içindeymiş gibi düşünmüşlerdir. Meselâ ağaçlara çaput bağlama geleneği İslâm öncesi Şaman inancında var olan bir motiftir. Eski Türkler ulu dağların tepesindeki, özellikle tek ağaçların "Gök Tanrı"ya daha yakın olduğunu düşünerek ona tazim ederlermiş. Eşyanın mahiyetini bilemeyen bu insanlar fıtratın ihtiyacı olan ibadet arzusunu başka bir şekilde yerine getirmek istemişlerdir. Günümüzde de bu gelenek çoğunlukla eğitimsiz insanlar tarafından dinî bir vecibe gibi devam ettirilmektedir.

Kendi düşüncesine dayanak bulma: İnsanlar zararlı, faydasız ve görgü kurallarına aykırı hususlardan insanları vazgeçirmede yetersiz kaldıklarında, dinî kavramların tesirinden faydalanmışlardır. Meselâ eski zamanlarda gece vakti büyüklerin yanında sakız çiğnemek genel örfe aykırı bir durumdu. İnsanlara "Gece sakız çiğnemek ölü eti çiğnemek gibidir." diyerek bu alışkanlık engellenmeye çalışılmıştır.

Menfaat temin etme arzusu: Bazı menfaatperestler, ihdas ettikleri yeni kutsal(!) mekânlarda kurban kesmenin veya oralara para bırakmanın sevap olduğunu yayarak çıkar sağlamaktadır. Bazı menfaatperestler de, gelecek hakkında bilgi edinme konusunda merak uyandırarak, falcılık ve büyücülük gibi kötü âdetlerin doğmasına sebep olmuştur. Bâtıl inançların sadece eski çağlara has bir hususiyet olduğu zannedilmemelidir.

Çaresizlik: Özellikle sağlık alanında, insanlar problemlerini çözmede çaresiz kaldıklarında bazı hurafelere sapmışlardır. Anadolu'da çok görülen kurşun dökme geleneği kötü bir âdet olarak hâlâ yaşamaktadır. Sivas ve yöresinde siğilleri iyi etmek için kurbağalar ağaçlara asılır. Kurbağa kurudukça siğilin de yok olacağına inanılır. Giresun yöresinde çelimsiz çocuklar, gücün timsali olan ceviz ağacının altından geçirilir. Bu şekilde onların güçleneceğine inanılır. Doğacak çocuğun cinsiyetini öğrenmek için Tekirdağ yöresinde suya bir damla süt damlatılır; sütün çökmesi hâlinde bebeğin erkek olacağına inanılır.

Geleneklerin toplumda sosyal düzeni sağlama, yardımlaşma ve dayanışmayı geliştirme gibi rollerinin olduğu unutulmamalıdır. Meselâ misafire ikram, yaşlılara hürmet, ihtiyaç sahiplerine yardımcı olma, bayramlarda çocukları sevindirme, düğünlerde yemek verme gibi geleneklerimiz dinin de tasvip ettiği güzel âdetlerimizdendir.

Gelenek içinde yanlış âdetler varsa, toplum bunlara karşı eğitim-öğretim yoluyla şuurlandırılmalıdır. Gelenekler arasında iyi-kötü ayrımı yapmaksızın onlara toptan değer atfetmek ne kadar yanlış ise, toplumlara şahsiyet kazandıran, sosyal hayatı daha kolay yaşamamıza yardım eden ve milletlerin aynı zamanda hafızası sayılan güzel âdetleri kötü âdetlere feda ederek toptan yok etmeye çalışmak da doğru bir yaklaşım olmasa gerektir.