İttihat ve Terakki Partisi'nin Sonu


Yakın tarihimizin şekillenmesinde en etkili oluşumlardan biri olan ve günümüzde hâlâ tartışılan İttihat ve Terakki Cemiyeti 1889 yılında İstanbul'da Askerî Tıbbiye Mektebi'nde 'İttihad-ı Osmani Cemiyeti' adıyla gizli bir örgüt olarak beş kişinin öncülüğünde kurulmuştur. Cemiyetin maksadı; bir istibdat yönetimi olduğunu iddia ettikleri Sultan 2. Abdülhamid Han'ın idaresine karşı mücadele ederek Meşrutiyet'in yeniden tesisini sağlamaktı. Cemiyet kısa zamanda imparatorluğun birçok yerinde, özellikle Balkanlarda, faaliyetlerini ve taraftarlarını artırmaya muvaffak oldu. Memurlar ve askerî talebeler arasında süratle yayıldı. Osmanlı Devleti'nin Avrupa'ya açılan kapısı durumunda olan ve 3. Ordu'nun da merkezi olan Selanik, cemiyetin merkezi hâline geldi. Kısa zaman sonra cemiyetin faaliyetleri haber alındığından, müntesiplerinden bazıları tutuklanırken bazıları da -başta Fransa olmak üzere- Avrupa ülkelerine kaçtı.

1897 yılında cemiyetin merkezi Cenevre oldu. Toplanan iki kongrede Abdülhamid yönetimine karşı mücadele eden ve içlerinde Taşnak-sutyun gibi Ermenilerin ve diğer gayrimüslimlerin kurmuş olduğu cemiyetler 'İttihat ve Terakki' çatısı altında toplandı. Cemiyet faaliyetlerini artırarak suikastlar ve kanun dışı faaliyetlerle sesini duyurmaya başladı. Rumeli'deki hâdiselerin teftişi ve gerekli tedbirlerin alınması için padişah tarafından görevlendirilen Şemsi Paşa Edirne'de ittihatçı fedailer tarafından öldürüldü. Yine Müşir Osman Paşa kaçırılarak dağa kaldırıldı. Bu yıllarda özellikle Rumeli ve Balkanlar bir kazan gibi kaynamakta, yeni kurulan veya kurulmakta olan Balkan devletlerine mensup komitacıların faaliyet alanı hâline gelmiş bulunmaktaydı. Böyle bir vasatta İttihat ve Terakki'nin de aynı komitacılık faaliyetlerini kullanarak devleti zor durumda bırakması düşündürücüdür. Cemiyetin önemli isimlerinden Binbaşı Enver Bey ve Kolağası (Yüzbaşı) Resneli Niyazi Bey'in ayaklanarak birlikleriyle dağa çıkması ve tedhiş (korkutma) faaliyetlerine girişmesi durumun vahametini daha da artırdığından Sultan Abdülhamid fazla direnmeyerek İttihatçıların da talebi olan Meşrutiyet'i ikinci defa ilân etmiştir (1908). Bu tarihten sonra kurulan hükümetler doğrudan değilse de dolaylı olarak İttihat ve Terakki'nin baskısı altında faaliyet göstermiştir.

İttihatçıların takip ettiği milliyetçi politikalar başta Arnavutlar olmak üzere diğer milletlerin tepkisini çekmekte ordunun siyasetin içine girmesi ise "halaskâr zabitan" gibi muhalif başka oluşumların ortaya çıkmasına sebep olmaktaydı. İttihatçıların devlet yönetimindeki tesirinin azaltılmasına yönelik çalışmalar Balkan savaşlarının çıkması ve bir hezimete dönüşmesiyle akamete uğradı. Bu durumdan istifade eden cemiyet, yenilginin suçunu mevcut hükümetin üzerine atarak 23 Ocak 1913'te Binbaşı Enver Bey'in başını çektiği bir grupla Bab-ı Âli'de toplantı halindeki hükümet erkânını bastı ve harbiye nazırını öldürdü. Sadrazamın da kafasına silâh dayayarak istifa ettirdi. Bu şekilde askerî bir darbe ile iktidarı ele geçiren İttihatçılar 1918 yılına kadar sürecek yeni bir dönemi başlattılar. Bundan sonra tahtta bulunan padişahların hiçbir tesiri kalmadı. Devletin hiçbir önemli işinden haberdar edilmediler. Sultan Mehmet Reşat'ın bu durum karşısında "...artık dünyada hiçbir şeyde hevesim kalmadı; beni rahat bıraksalar da haysiyetimle ölsem." sözleri mânidârdır. Dış politikada ise; Sultan Abdülhamid Han'ın üzerinde hassasiyetle durduğu dengeleri göz ardı ettiler. Ve kimseye haber vermeden devleti bir oldu-bitti ile 1. Dünya Savaşı cehennemine sürüklediler. Sadrazam Mahmut Şevket Paşa'nın ifadesiyle "bir avuç beyinsiz" kısa sürede koskoca bir devleti parçalayarak büyük devletlerin işgal ve insafına terk etti. Savaşın kaybedildiği kesinleşince Talat Paşa başkanlığındaki İttihatçı hükümet 8 Ekim 1918 tarihinde istifa etti. Yapılan olağanüstü kongrede İttihat ve Terakki Cemiyeti kendisini feshetti. Başta cemiyetin önde gelenlerinden Talat, Enver ve Cemal Paşalar olmak üzere bir kısım idarecileri 2 Kasım 1918'de yurtdışına kaçtı. Cemiyet her ne kadar kendini feshetmişse de, sonraki yıllarda yaşanan hâdiseler ve özellikle askerin siyaset sahnesinden bir türlü çekilmek istememesi İttihatçılığın ve yöntemlerinin bir gelenek hâline geldiğini ve bunun tasfiyesinin çok kolay olmadığını göstermektedir. .

Ekimde Yaşanan Bazı Önemli Hâdiseler
10 Ekim 680 Hz. Hüseyin'in Kerbelâda Şehit Edilmesi
19 Ekim 1448 2. Kosova Zaferi
24 Ekim 1945 Birleşmiş Milletlerin Kuruluşu
29 Ekim 1923 Cumhuriyet'in İlânı.

comments powered by Disqus