Fatih Devri'nde Topçuluk

Ateşli silâhlar, 14. yüzyılın başlarından itibaren ordularda kullanılmaya başlandı. Çap ve sayı itibariyle fazla bir değer ifade etmese de, bir harp silâhı olarak top, daha çok sesiyle düşmanı ürkütmek için kullanılan bir silâhtı. Onun surları ve büyük kaleleri yerle bir edebileceği akıldan bile geçirilmiyordu. Sultan 1. Murad (1362-1389) devrinden itibaren ateşli silâhlar, Osmanlı ordusunda kullanılmaya başlandı. Sultan 2. Murad (1421-1451) devrinde, teknolojideki gelişmeler neticesinde Edirne'de sabit bir tophane inşâ edildi.

Gençlik yıllarından itibaren ateşli silâhlara ilgi duyan Fatih Sultan Mehmed'in saltanat yıllarında (1452-1481) topçuluk çok ileri bir seviyeye yükseldi. Ateşli silâhların tahrip gücüne inanan Osmanlı hükümdarının, askerî teknolojiye merakı ve bu sahada çalışma yapanlara verdiği değer, Avrupa devletleri tarafından biliniyordu. Fatih, ateşli silâhlar hakkında Batı'da neşredilen eserleri ve yapılan deneyleri yakından takip ediyordu. Fatih'le birlikte topçuluğun ehemmiyetini daha fazla idrak eden Osmanlı ordusu, erken dönemlerden itibaren gelişmiş top imalâthanelerine sahip oldu. Tecrübeli mühendisler ve ustalarla, irili ufaklı çok sayıda topun dökümü gerçekleştirildi ve ordu bu silâhlarla teçhiz edildi.

İstanbul kuşatması öncesinde askerî hazırlıklar bütün hızıyla devam ederken, hem Fatih'in hem de ordu komutanlarının ifade ettikleri bir gerçek vardı. Şehri kuşatan muhkem surların mevcut toplarla yıkılması imkânsız göründüğünden, surların aşılması için çok daha güçlü ve uzun menzilli topların yapılması lâzımdı. Neticede plânlarını Fatih'in çizdiği büyük çaplı topların dökümüne 1452 yılı yaz aylarında Edirne'de başlandı. Sultanın himayesinde yürütülen titiz çalışmalar sonrasında o tarihe kadar görülmemiş çapta ve ağırlıkta toplar döküldü. Bu topların neredeyse tamamı, bakır ve kalayın karışımıyla elde edilen tunçtan imal edildi. Bakır ve kalay pahalı malzeme olmasına rağmen masraftan kaçınılmadı. Osmanlılar bakırı Kastamonu bölgesine hâkim olan Candaroğullarından, kalayı da Venedikli tüccarlardan temin ediyorlardı. Tunçtan îmal edilen toplar çok dayanıklı oluyordu. Oysa aynı dönemde Avrupa'da toplar, maliyeti düşük olduğu için demirden yapılıyordu. Diğer İslâm ülkelerinde ise, kalay madeni fazla bulunmadığı için, metal silâhların yapımında tunç yerine, bakır ve çinkonun karışımından elde edilen pirinç madeni kullanılıyordu.

Edirne'deki çalışmalar sırasında büyük çaptaki topların dökümünü Türk mimar Müslihiddin Efendi ve topçu mühendisi Saruca Bey ile Urban (Orban) adındaki bir Macar usta üstlendi. Esasen Urban, Bizans Devleti adına çalışan bir top döküm ustasıydı. Ücretini alamadığı için Bizans imparatorunun hizmetinden ayrılan Urban, Osmanlı ordusunda vazife aldıktan sonra Türk ustalarla birlikte Edirne'deki çalışmalara iştirak etti. Mühendis Saruca Bey'in büyük çapta bir top dökmeyi başarmasının ardından Urban usta da, gerekli imkânlar verildiği takdirde böyle bir top dökebileceğini ifade etti. Fatih, milliyeti ne olursa olsun, tecrübeli insanlarla çalışmayı tercih eden, onların kabiliyetlerini ve sanatlarını sergilemelerine fırsat tanıyan bir liderdi. Modern yönetim tekniklerini tatbik eden Fatih, bu yönüyle yenilikçi bir ufka sahipti. İstanbul'un fethi bir mânâda, Osmanlı sultanının bu ileri görüşlülüğü ve zoru başarma azim ve iradesi neticesinde gerçekleşti. Urban, gülle yapımına karışmayacağını söyleyince, Fatih bu meseleyi bizzat üzerine aldı. Döküm işini ustalar yapmakla birlikte Fatih, topların hesaplarını ve plânlamalarını en ince ayrıntısına kadar kendisi yaptı ve resimlerini çizdi. Büyük çaplı toplarla atılacak gülleler, Karadeniz sahillerinden getirilen kara bir taştan ve mermerden îmal edildi.

İstediği işçiyi alan ve ordunun imkânlarından faydalanan Urban, Edirne'de üç ay süren meşakkatli bir çalışmanın ardından topun kalıbını hazırladı. Döküm işi tamamlandıktan sonra yapılan deneme atışları başarıyla gerçekleştirildi. O devirde muharebe meydanlarında kurulan seyyar dökümhanelerde de top dökümü yapılıyordu. Urban, biri Edirne'de, diğeri de İstanbul surlarının önünde kurulan seyyar dökümhanede olmak üzere, iki büyük topun dökümünü gerçekleştirdi. Yalnız şu gerçeği unutmamak gerekir ki, fetihten sonra da Osmanlı hizmetinde kalmaya devam eden Urban'ın çalışmaları, topçuluk sahasında o devirde yapılan faaliyetler nazara alındığı zaman oldukça sınırlı kalıyordu. Zîrâ Urban, Osmanlı ordusunun İstanbul kuşatmasında sahip olduğu irili ufaklı yüz elliyi aşkın topun, büyük olanlarından iki tanesinin dökümünü gerçekleştirdi. Fakat Devlet-i Âliye üzerine düşeni yaptı ve hizmetinden dolayı Urban'a hazineden para ödendi.

Muhasara için dökülen toplardan biri, diğerlerine göre daha büyüktü. Çok büyük bir emek ve masraf neticesinde dökülen bu topa, "Şâhî" adı verildi. Yapımı üç ay süren topun çevresi iki buçuk metre, güllelerinin ağırlığı ise altı yüz kiloydu. Devasa top, bu ağırlıktaki gülleleri 1.200 metre öteye kadar fırlatabiliyordu. Büyük toplar özel olarak hazırlanan yol ve köprüler kullanılarak Edirne'den İstanbul'a getirildi. Şâhî, otuz araba ve elli çift öküzle çekilerek iki ayda İstanbul surlarının önüne getirildi. Yolları düzeltip köprü yapmak için, elli usta ve iki yüz işçi önden giderek çalışma yaptı. Topun dengesini sağlanmak için de, her iki tarafında iki yüz asker vazife yaptı.

Fatih, komutanlarıyla Konstantiniyye'yi alma plânları yaparken onu en çok, şehrin savunmasında büyük bir güç olan surların nasıl aşılacağı düşündürüyordu. Tarihî şehir, üç katlı bir zırh tabakasıyla çevrilmişti. Yüzyıllardır dimdik ayakta olan bu surlar, o zamanın bilinen bütün savaş âletlerine meydan okuyordu. Muhasara topları, havan topları, saldırı ve duvar delme âletleri surlar karşısında tesirsiz kalıyordu. Surların sağlamlığını çok iyi bilen Fatih, kalın duvarları aşabilmek ve büyük gedikler açabilmek için âdeta çırpınıyor; düşmanın savunma tahkimatlarını gösteren haritaların üzerinden, surların önünde ve arkasında bulunan meyilli arazileri ve su yollarını inceliyordu.

Muhasara başlamadan önce çok isabetli bir çalışma daha yapılarak, toplarla kalın sur duvarları arasındaki mesafe hassas bir şekilde ayarlandı. Nihayet kara ve deniz kuvvetlerinin başarıyla koordine edildiği gelişmiş savaş teknikleri kullanılarak harekât emri verildi. Tarihin o güne kadar kaydettiği en büyük ateşli silâhlarla surların önünde mevzi alan Osmanlı ordusunun üç büyük topu, on dört batarya topu ve ayrıca küçük çaplı topları vardı. Surlarda gedikler açarak Bizans askerlerinin moralini ve savunma plânlarını bozan toplar, Osmanlı kuvvetlerinin zafere olan inancını artırdı. Zaptı imkânsız gibi görünen bin yıllık surlar, büyük çaplı topların fırlattığı güllelerle uzun süre dövüldü. İlk kez kullanılan ve tasarımında genç sultanın imzası bulunan muhasara topları da surlarda büyük gedikler açtı. Böylece topun, çok tesirli bir silâh olduğu gerçeği dünya tarihinde ilk defa İstanbul'un fethi sırasında anlaşılmış oldu.

Tarihte topçu parkına sahip ilk hükümdar olan Fatih, aynı zamanda dünyada atış sonrasında ateşli silâhın üzerine zeytinyağı dökmek suretiyle 'yağ ile makine soğutmasını' yapan bir mucitti. Ayrıca balistik hesaplamalarla dik mermi atabilen ilk havan topunu da Fatih icat etti. Klâsik topların dışında Osmanlı ordusunun kullandığı tesirli silâhlardan biri olan havan topu, daha evvelden de biliniyordu; ama Fatih'in tasarımını geliştirdiği ve Türk topçu ustaları tarafından dökülen fonksiyonel havan topları sayesinde, Haliç'teki müttefik Haçlı donanması kuşatma sırasında başarıyla vuruldu ve devre dışı bırakıldı.

Fatih, fetihten sonraki yıllarda da topçuluk sahasındaki çalışmalarını geliştirerek sürdürdü ve ateşli silâhların üretimine dâima ehemmiyet verdi. İstanbul'un Tophane semtinde o zamana kadar dünyada inşâ edilen en büyük top dökümhanesini yaptırdı. Burada Müslüman ustaların yanında Osmanlı tebaası gayrimüslim top döküm ustaları da çalıştı ve bir kısmı günümüze kadar ulaşan büyük toplar döküldü. Muhasara topçuluğunda ulaşılan seviye sayesinde mahallî senyörlerin sığındığı çok sayıda muhkem ve korunaklı kale kolaylıkla ele geçirildi.

Topçuluk sahasında ilk defa Sultan 2. Murad devrinde ortaya çıkan seyyar top döküm usulü, Fatih devrinde hayli ilerledi. İstanbul ve Edirne'de tophane olmasına rağmen, seyyar top dökümhaneleri sayesinde kuşatılacak kalelerin yakınlarında top dökümü yapılmaya başlandı. Bilhassa dağlık arazi üzerindeki kalelerin muhasarasında büyük kuşatma toplarını götürmek kolay olmuyordu. Bu uygulama sayesinde, hem istenilen yerde top yapılabiliyor hem de büyüklükleri sebebiyle naklinde zorluk çekilen toplar parçalanıp başka bir yerde yeniden imal ediliyordu. Meselâ 1478'de Arnavutluk'taki İşkodra Kalesi'nin muhasarası sırasında kurulan seyyar dökümhanede on bir adet top döküldü. Bu muhasara toplarından biri Osmanlı topçuluk tarihinin en büyük toplarından oldu. Diğer toplar üç ile on bir kantar ağırlığında gülleler atabilirken, "Muhammed" adı verilen ve bütün masrafları Fatih'in eşi Mükerreme Hâtun tarafından karşılanan bu top, on üç kantar (702 kg) ağırlığında taş gülle atabiliyordu.

Fatih devrinde, ateşli silâhlar desteğinde gerçekleşen Balkan fetihleriyle Osmanlı Devleti'nin Rumeli'deki hâkimiyet sahası oldukça genişledi. Kalın duvarlarla örülü pek çok kale, Osmanlı ordusunun topçu ateşi sonrasında kapılarını açmak zorunda kaldı. 1456'daki başarısız Belgrat Muhasarası'nda düşmana terk edilen top sayısının iki yüzü bulması, topçulukta Fatih devrinde yapılan çalışmaların hangi boyutlara ulaştığını ortaya koyuyordu. Belgrat'ta kalan toplardan iki tanesi Macar krallarının Budin'deki sarayına götürüldü ve halkın hayranlık dolu bakışları arasında sergilendi. Büyüklükleri ve güzellikleriyle merak ve heyecan uyandıran bu topları görmek için Avrupa'nın değişik ülkelerinden insanlar Macaristan'a geldi. Uzun süre Budin'de kalan toplar, Kanunî Sultan Süleyman'ın 1526'da kazandığı Mohaç Zaferi sonrasında Budin fethedilince tekrar ele geçirildi ve Fatih'in yadigârı olarak İstanbul'a getirildi.
Görüldüğü üzere, 15. yüzyılın sonlarına doğru Osmanlı Devleti ateşli silâh teknolojisinde dünyanın en önde gelen ülkesi, "İki Çağın Hükümdarı Fatih Sultan Mehmed" de topçulukta bu devirde akla gelen ilk şahsiyetti. Yerli ve yabancı döküm ustalarını başarıyla istihdam eden Fatih, ateşli silâh teknolojisinde yepyeni teknikler geliştirdi. Bu sayede top kullanımı ve dökümü çok ilerledi. Metallerin eritilmesi hususunda Osmanlıların Tophane-i Âmire'de geliştirdiği sistemler, Fatih'in hizmetinde bulunan yabancı ustalar tarafından sonradan Batı'ya taşındı. Ateşli silâh teknolojisindeki üstünlüğünü, 16. yüzyılın sonlarına kadar Avrupa devletlerine karşı korumayı başaran Devlet-i Âliye, askerî, siyasî ve ilmî sahalarda yaşanan gerilemelere paralel olarak, zamanla güç kaybetti ve maalesef dışa bağımlı hâle geldi.

Kaynaklar
- Ahmed Akgündüz - Said Öztürk, "Bilinmeyen Osmanlı", OSAV Yayınları, İstanbul, 1990.
- Ziya Nur Aksun, "Osmanlı Tarihi", Ötüken Neşriyat, İstanbul, 1994.
- Sâmiha Ayverdi, "Türk Tarihînde Osmanlı Asırları", Damla Yayınevi, İstanbul, 1977.
- Nicola Barbaro, "Konstantiniyye Muhâsarası Ruznâmesi 1453", Mütercimi: Ş. Tâlip Diler, İstanbul Fetih Cemiyeti Yayınları, İstanbul, 1976.
- İsmail Hami Danişmend, "İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi", Türkiye Yayınevi, İstanbul, 1971.
- Heyet "Doğuştan Günümüze Büyük İslâm Tarihi", (İlmî Müşavir ve Redaktör: Hakkı Dursun Yıldız), Çağ Yayınları, İstanbul, 1993.
- Nevzat Kösoğlu, "Türk Dünyası Tarihi ve Türk Medeniyeti Üzerine Düşünceler", Ötüken Neşriyat, İstanbul, 1990.
- Yaşar Yücel- Ali Sevim, "Türkiye Tarihi II. Osmanlı Dönemi (1300-1566)", Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1990.

comments powered by Disqus