Damar Tıkanıklıklarına Ön Şartlandırma

Tıp fakültesinde öğrenciyken, acil serviste ve yoğun bakım ünitelerinde nöbet tuttuğum günlerin birinde, akşam vakti orta yaşlarda bir teyze, baygın vaziyette acil servise getirilmişti. Ona refakat eden kızları ise, annelerinin ölme ihtimali sebebiyle aşırı endişe içindeydiler; doktorlardan annelerine hemen müdahale edilmesini istiyorlardı.

Kalb krizine (enfarktüs) bağlı olarak kalbi duran hastaya hemen müdahale edildi. Kalb masajı ve elektrik şokuyla hastanın kalbinin tekrar çalışmasına vesile olundu. Annelerinin tekrar ayılması ve konuşmaya başlaması üzerine hastanın kızları da doktorlara teşekkür ettiler. Hastanın tamamen iyileştiği düşünülüyordu ki, gecenin ilerleyen saatlerinde anî bir kalb krizi daha meydana geldi ve bütün gayretlere rağmen hasta kurtarılamadı. İlk geldiklerinde son derece gergin olan iki evlât ise, iyileştiğini düşündükleri annelerinin bu beklenmedik ölümünü sükûnetle karşıladı.

Bu hastanın ölümüne sebep olan; ana kalb damarlarının anî tıkanıklığı neticesinde ortaya çıkan kalb kriziydi. Kalb krizinin en önemli risk faktörleri; sigara içme, yağlı beslenme, şişmanlık, hareketsizliktir.

Organ ve dokuların ihtiyacı olan kan yeterli miktarda sağlanmazsa, doku oksijensiz kalır ve hücreler ölmeye başlar. Kalb-damar tıkanıklıklarında ortaya çıkan dokulardaki oksijen yetersizliği, beyin dokusu için büyük bir tehlikedir; çünkü beyin, ancak dört dakika oksijensiz kalabilmektedir. Buna tıp dilinde iskemi adı verilir. Kan vasıtasıyla, insan vücudundaki yaklaşık 100 trilyon hücrenin her birinin 10-20 mikron yakınına kadar besin maddeleri ve oksijen götürülür; bu şekilde kana eşine az rastlanır bir postacılık vazifesi yaptırılır. Beden sarayımızda işlettirilen birçok otomatik mekanizma ile organlarımıza sevk edilecek kan miktarı düzenlenir. Böylece vazifelerini yerine getirmek için çalışan organların kansız ve oksijensiz kalmaları önlenir.

Kan akımının düzenlenmesinde rol verilen mekanizmalar
Organların kan akımları, çalışma yoğunluklarına bağlı olarak ihtiyaçlarına göre artırılıp, azaltılarak düzenlenir. Eğer organ daha az kan ile idare edebilecekse, içinden geçen kan akımı azaltılır, böylece bir taraftan diğer organlara daha fazla kan gönderilme durumu ortaya çıktığı gibi, diğer taraftan da hem kan israf olmamış, hem de kalb daha fazla çalışıp yorulmamış olur. Kan akımının düzenlenmesi iki safhada gerçekleştirilir.

1- Hızlı düzenleme: Kan akımının ihtiyaca göre hızlı (saniyeler veya dakikalar içinde) şekilde artırılıp azaltıldığı durumlarda söz konusudur. Meselâ, egzersiz sırasında kaslar ve kalb aşırı çalıştığından, ihtiyaç duyulan oksijen ve besin dolayısıyla kan miktarı artar. Aşırı çalışan dokularda damarları genişletmekle vazifeli bazı maddeler salınır. Ayrıca dokudaki besin maddeleri ve oksijen de tükendiği için, damarlar genişlemek mecburiyetinde kalır. Neticede dokuya akan kan miktarı artırılır. Bir dokuda yeterli oksijen varsa (veya dokuya giden oksijen, ihtiyaçtan fazlaysa) azamî tasarruf prensibi işletilerek damarlar daraltılır ve kan vücudun ihtiyacı olan diğer organlara sevk edilir. Organ tekrar aşırı çalıştırılırsa, dokudaki oksijen azalacağından, damarlar tekrar genişletilerek, dokuya giden kan miktarı artırılır. Meselâ istirahat zamanında iskelet kaslarındaki kan akımı, 100 g kas için 4 ml/dakikadır. Egzersiz anında bu miktar, 20 kat artırılarak kan akımı 80 ml/dakikaya yükseltilir.

2- Yavaş düzenleme: Vücudumuzda kan akımı düzenlenmesinin yavaş (aylar içinde) gerçekleştirildiği durumlar da vardır. Bir organda kan ihtiyacı uzun süre devam etmişse veya organa giden damarlarda tıkanma sebebiyle kan akımı azalmışsa, bu duruma uyum cevabı olarak yeni damarlar inşa edilerek, dokuya giden kan miktarı artırılır. Oksijen azlığı, damar sayısının artmasında önemli sebeplerden biridir. Meselâ yüksek rakımlarda, atmosferdeki oksijen miktarı ve basıncı daha düşük olduğu için, buralarda yaşayan insanların akciğerlerinde hemoglobine daha az oksijen bağlanır ve organlara da otomatik olarak daha az oksijen taşınır. Taşınan oksijen miktarını artırmak için, hem alyuvarlardaki hemoglobin miktarı, hem de organlara giden damar sayısı artırılır. Bu sebepten yavaş düzenleme hâdisesi, kalb damarları açısından son derece önemlidir. Kalbde damarlar yavaş yavaş tıkanırsa kalb krizi olmaz; çünkü damarlar tıkandıkça yeni damarlar inşa edilir ve yeni damarlardan getirilen kan, kalb kaslarını beslediği için kalb dokusunun beslenmesi bozulmaz. Kalb damarlarının anî tıkanması durumunda ise, yeni damar oluşmasına zaman olmadığından kalb krizi ortaya çıkar.

Orta yaşın üstündeki insanların çoğunun kalb damarlarında, ancak bir anjiyo filmiyle tespit edilebilen tıkanıklıklar görülür. Ancak bu tıkanıklıklar yavaş geliştiğinden, oluşan yeni damarlar bu tıkalı damarların vazifelerini Şâfî ve Rahîm olan Yaratıcı’nın bir lütfu olarak üstlenir. Kalbde oluşan yeni damarlara kollateral dolaşım da denmektedir. Uzun sürede ortaya çıkan bu damarların sayısındaki artışa, anjiyogenik büyüme faktörleri (yeni damar yapımında görevli kimyevi maddeler) sebep olmaktadır. Dokulardaki uzun süreli ancak öldürücü olmayan oksijensizlik ve damarlarda yavaş gelişen tıkanma, anjiyogenik faktörlerin salgılatılmasına sebep olur.

Bizler farkında olmadan işletilen bu kan akımı düzenlemesiyle hastalıklardan korunmamız sağlanmaktadır. Bu düzenleme; vücudumuzun, hastalıklardan korunması için mükemmel işleyen korunma sistemleriyle donatıldığını göstermektedir.

Damar tıkanmalarına ön şartlandırma
Bir organda kısa süreli olarak ortaya çıkan damar tıkanıklığı, organda herhangi bir hasar oluşturmaz. Meselâ tansiyon ölçülürken tansiyon âletinin havayla şişirilmesi esnasında kol atardamarları dıştan sıkıştırılarak kan akması engellenir. Eğer tansiyon âleti kısa süreli olarak sarılı kalırsa, zarar vermez. Ancak uzun süreli olursa kolda ağrı başlar. Kısa süreli zararsız kan akımı engellemeleri ile daha sonra meydana gelebilecek uzun süreli bir damar tıkanıklığına bağlı iskemi ve doku ölümü önlenebilmektedir. Buna damar tıkanmalarına karşı ön şartlandırma veya oksijensiz kalmaya uyum sağlama tekniği denmektedir. Organlarımız kısa süreli zararsız damar tıkanıklıkları yaşayarak, âdeta uzun süreli damar tıkanıklığı ile nasıl mücadele edebileceğini öğrenmektedir. Oruçla açlığa alışan vücudun, herhangi bir durumda açlığa uzun süre dayanabilmesi gibi, organ ve dokular da kısa süreli damar tıkanıklıkları ile uzun süreli tıkanmaya dayanmayı öğrenmektedir. Hattâ son zamanlarda ölüme sebep olmayan kalb krizlerinin ileride oluşabilecek öldürücü büyük kalb krizlerini önlemeye vesile olduğuna dâir hipotezler ortaya atılmıştır.

Damar tıkanmalarına karşı ön şartlandırma tekniği, ilk insandan beri vücudumuzda işletilen ancak son yıllarda keşfedilen Rahmanî bir koruyucu sistemdir. Bu harika işleyişi görünce ister istemez, “Bu hassas mekanizma evrimle veya tesadüfle meydana gelebilir mi?” sorusu akla gelmektedir.

Özellikle kalbdeki damarlarla alâkalı ön şartlandırma tekniğinde adenozin, asetilkolin, katekolaminler, angiotensin, bradikinin, prostglandinler, nitrik oksit ve opioitler gibi birçok kimyevî maddenin vazifelendirildiği keşfedilmiştir. Bu maddeler kan akımının engellenmesiyle oluşan oksijensizlik neticesinde salgılanmakta, bütün vücuda kan yoluyla yayılmakta ve hücrelerde bir kısım kalıcı değişikliklere sebep olmaktadır. Dayanabilmede tesirli mekanizmaların neler olduğu sorusuna daha tam cevap bulunamamıştır. Ancak kendi kendine ve tesadüfen oluşması mümkün olmayan, birçok reaksiyondan ibaret bir reaksiyonlar zincirinin çalıştırıldığı düşünülmektedir.

comments powered by Disqus